İKLİM KRİZİ

İnsanlık tarihi boyunca nispeten doğaya uyumlu bir yaşam sürülürken, endüstriyel devrim ile birlikte yaşam tarzlarımız tamamıyla değişip tüketim merkezli bir ekonomi modeliyle şekillenmeye başlamış. Bu süreçte insanlık için faydalı gelişmeler yaşanırken, doğa tahribatı ve kirlilik üst seviyelere çıkmış.

Değişim sürecinin en önemli çevresel boyutu da şüphesiz iklim değişikliği olmuş. Başta karbondioksit olmak üzere metan ve diğer sera gazları kritik seviyelere ulaştığı bu yüzyıl canlıların yaşamını küresel çapta tehlikeye atan bir boyuta ulaştı.

Konu uluslararası çapta ilk kez 1992 yılında Rio Zirvesinde ele alındı. O günden beri sayısız toplantının ve bazı sözleşmelerin konusu oldu. Son olarak 2015 yılında Paris Anlaşması ile Türkiye’nin de içinde bulunduğu birçok ülke tarafından imzalandı. Bu anlaşma ile ülkeler karbon salınımlarını azaltma konusunda adım atacaklarını beyan etmiş oldular. Fakat Türkiye masa başında imzalamış olmasına rağmen meclisten geçirmediği için ülkemizde konunun yasal durumu tamamlanmamış durumdaydı.

Türkiye çok yakın bir tarihte (2021 Ekim) anlaşmayı  Kasım ayında gerçekleşecek COP 26 öncesinde meclisinde kabul etti ve yasal adımlar atmaya başladı. Uzun bekleyişe rağmen ülkemizde bu konudaki farkındalık oldukça arttı ki bunu yapılan bazı araştırmalar da destekliyor. İlgili otoriteler tarafından gezegenimizin ortalama sıcaklığındaki artışın kritik eşiği +1,5 olarak belirlendi ve iklim değişikliği artık #iklimkrizi olarak konuşulmaya başlandı.

www.ipcc.ch

www.undp.org