• Aytül Yüksel

Biz Büyüdük ve Kirlendi Dünya



Yenik düşüyor her şey zamana Biz büyüdük ve kirlendi dünya
Çocukluğumuzdan izler taşıyan bu şarkı, yetişkinliğimizin dost sofralarında bir ah olarak asılı duruyor. Zamana ve sisteme karşı bir serzeniş gibi…
Büyümek kolay değil. Biraz çocukluğun yasını tutmak, biraz kendini anlamaya, tanımaya ve birey olmaya çalışmak, sıkça saçmalamak gibi bizi duygudan duyguya sürükleyen bir dönemden bahsediyorum. Bu şarkının aklıma düşmesinden sonra, kendi büyüme dönemimi irdelemek için, çocukluğumun arka bahçelerinde geziniyorum. Bu sözlerin bendeki izdüşümünü anlamaya çalışıyorum. Ve ardından şunu görüyorum ki mecazi anlamından çok dünyanın havasının suyunun gerçekte kirlenmiş olmasına daha çok takılmışım.
Tüketimin bugünlere göre çok çok daha düşük olduğu bir dönemde geçirdim çocukluğumu. Paylaşmanın çok yaygın olduğu, köyden gelen sebze meyve torbalarının evimizi boş geçmediği, uzun ömürlü üretilen giysilerin en az iki kuşak kuzen veya kardeşin kullandığı, makinelerin ömür boyu kullanılacakmış gibi üretildiği ve neredeyse bozulmadığı, annelerin ördüğü kazakların moda olduğu, kışlık yiyeceklerin birlikte hazırlandığı, yemeklerin komşuların tabaklarında gidip geldiği, yaşlılara çantalarının taşınması için yardım edildiği yıllardı, güzeldi.
Tüketim sınırlıydı, üretmek gerekliydi. Örneğin tarım endüstriyelleşemediği için köylü üretici daha değerliydi. Az çoktu. Sonra ürünler çeşitlendi ve çoğaldı. Çoğaldıkça ucuzladı ve değersizleşti.
Başlarda herkesin hoşuna gitti bu bolluk. Artık orta gelirlinin evinde her şeyden çok vardı. Televizyonlar, fritözler, ekmek kızartma makineleri, son moda kıyafetler, ayakkabılar, telefonlar ve çeşit çeşit ambalajlı ürünler doldurdu evimizi. Bu sözde zenginleşme sanki bir amip gibi bölünerek çoğaldı, hayatımızın sosyal ve fiziksel alanını kapladıkça kapladı.
Yakın dönemde doğan çocuklar bu bolluğun içinde buldular kendini. Kapitalizm her şeyi düşünmüş durumda. Dar gelirli ailelerin çocukları için zincir marketlerde satılan düşük kaliteli ve ucuz ürünler üretilmişken, yüksek gelirli ailelerin çocukları için oyuncak mağazasında daha iyi kalitede ve pahalı ürünler sunuluyor. Neredeyse her evde üç beş sele dolusu oyuncak bulunuyor. Tüm bu ahval içinde bir de çocuklara sitem edilmez mi?
– Efendim bunların gözleri aç, doymak bilmiyor.
– Oyuncakla 10 dk oynamıyor bile!
Neden acaba?
Ebeveyenlerin bolluktan sarhoş halde aldığı kararların ve aşırı tüketmenin sürdürülebilir bir şey olmadığını yine çocuklar anlamaya başladı… İklim konusunda en yüksek tonda sözü onlar söyledi. Ve artık o bolluk döneminin kapandığının da farkındalar.
Sadece bizim hayatımızı değil gezegeni de saran bu tüketim merkezli yaşam modelinin işleri raydan çıkarmasına az kaldı. Hatta bazılarına göre frensiz bir şekilde giden kamyon gibiyiz.
Isınan gezegen, adapte olmaya çalışan canlılar, eriyen buzullar, yükselen sular, baskın hale gelen yeni canlı türleri, kirlenen sular, kuruyan göller, atıklardan oluşan adalar, mikroplastikler… Bu içimizdeki açlığı gidermeye ne su yetebilir, ne enerji, ne de gezegenin kaynakları.
Sadeleşmek, azalmak, hayatlarımızı küçültmek bize başka zenginlikleri görmemizi sağlayacak yollar açacak. İnsanlık tarihinin en büyük dönüşümlerinden birini gerçekleştirebilecek bir dönemin son yolcuları gibiyiz.
Ben inanıyorum bizi insanlık kurtaracak!

18 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör