Ara
  • Hasan Bozkurt

Döngüsel Ekonomi vs 'Kalkınma'

Güncelleme tarihi: 10 Şub

İnsan zihni, kendi hayatının kısıtlı süresi ile ona göre sınırsız görünen insanlık tarihinin geçmiş ve gelecek olarak uzunluğu karşısında hem geçmiş gelişmeleri belirli sosyolojik kurallara bağlı olarak açıklamaya hem de bu açıklama temelinde geleceği öngörmeye ve onu yeniden kurmaya çalıştı. Özellikle Batıdan bir bakışla zihnin, düşünmenin “özgürleştirildiği” 18. Yüzyıl Avrupa’sından sonra akıl ve bilim yüceltilerek bunları kullanılarak geliştirilen teknolojiyle insanın önünde sınırsız bir özgürlük, mutluluk, haz dünyası inşası başladı. Çeşitli ideolojiler bu dünyanın kurulumu konusunda farklılaşsa da ( kapitalizmin artı değer üzerinden sermaye birikimi, sosyalizmin bölüşüm motivasyonlu modeli gibi ) ana eksen daha fazla üretim daha fazla tüketim noktasında uzlaşılarak ideolojik farklılıkların da bunun toplumsal kesimler arasındaki paylaşım sorunu haline gelmesiyle 20. yy sonuna kadar bu süreç devam etti.

Teknolojinin özellikle de iletişim teknolojilerinin gelişmesi ve tüketiminin de daha fazla sayıda insan tarafından görünen ve gösterilen bir insan etkinliği haline gelmesi bireysel tüketimi teşvik etti. Bununla beraber, sağlık teknolojisi alanındaki gelişme ve yeni tedavi yöntemleriyle gittikçe artan ortalama yaşam süresi dünya nüfusunun sürekli artmasına neden olmuştur. Bütün bunların sonucunda da daha fazla üreten ve tüketen bir “insanlık” meydana getirdi. (Tabi bunu insanlığın bütünü için söylemek doğru değil, Afrika’da, Asya’da ve çeşitli az gelişmiş ülkelerdeki en temel ihtiyaçlara bile ulaşamayan insanların da yine bu gösterişe dönük sosyal yardım projelerinin, PR ın bir parçası olarak kullanıldığını da belirtelim.) Teknolojinin ve refahın dünyanın önemli bir bölümünde egemen kılınmasıyla dünyanın artık insanlık için refah ve huzur gezegeni olmasının önünde küçük bir engel kalmıştı, bütün kalkınma teorilerinde atlanılan küçük bir detay; dünyanın kendisi…

2018 yılında dünyanın döngüsellik oranı 9,1 % olarak hesaplanmışken aynı oran 2020 yılı için 8,6 % olarak hesaplanmış. (Circularity Gap Report 2021) Yani dünyadan çeşitli sebeplerle kullandıklarımızın yalnızca 9,1% ini “iade” edebilmişiz. Bu oran düşmeye devam ederse ( ki oran sabit kalsa bile tüketim artacağı için yine olumlu bir durum değil ) Elon Musk’ ın neden dünya dışında bir yaşam kurma gayreti içinde olduğunu daha iyi anlayacak bir duruma geleceğiz. Bu yaşam şekliyle üzerinde yerleştiğimiz zavallı gezegeni kaç senede tüketiriz konusu da ayrı bir değerlendirme konusu.

İnsanlığın yaşam alışkanlıklarını değiştirmesi, insanlık namına olduğunu düşünmeyenler olsa bile kendi çıkarı için artık zorunlu bir hal almıştır. Ama hayatın her alanında olan eşitsizlikler burada da karşımıza bir şekilde çıkmaktadır. Bir yanda yüzyıllardır sanayileşme hamleleri, enerji üretim ve tüketimleriyle dünyaya verilen zararın asıl sorumluları, gidilen noktanın kendileri açısından da sürdürülebilir bir durum olmadığını gördükleri için değişimin zorunlu olduğunu dünyaya ilan ediyorlar. Diğer yandan da zaten modern sanayi ve kalkınma döneminin dışında kalan ülkeler var ve bu ülkelere bu güne kadar zaten tüketemedikleri zenginlikleri tüketmenin dünyanın sonunu getireceğini dikte ediyorlar. Mavi gezegenimizi bir süre daha yaşanabilir kılmak istiyorsak bunu ülkeler arasındaki eşitsizlikleri daha da arttırmadan, yoksul ve bugüne kadar dünyaya verilen zarardan daha az sorumlu insanları da gözeterek hayata geçirmeliyiz. Yoksa SpaceX uzay araçlarında hepimize yetecek kadar yer olmayacağı kesin.

14 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör